Reflü ve Psikoloji

Son 20 yılda mide-barsak bozuklukları ile psikolojik-sosyal faktörler arasındaki etkileşmeler derinlemesine araştırılmıştır. Mide yanması ve reflü şikayeti, belirti ve semptomları önemli ölçüde birbirleri ile örtüşen birçok durumda görülmektedir. Reflü semptomlarının oluşması ve algılanmasında çeşitli psikolojik ve sosyal hususlar önemli bir rol oynamaktadır. Reflü tek yönlü geçişe izin veren yemek borusu ile mide arasındaki kapağın çeşitli nedenlerle işlevinin bozularak, mide asidinin yemek borusuna geri kaçmasından oluşur. Bu gözle görülebilecek somut bir bozukluktur. Ancak bu rahatsızlığın nasıl algılandığı ve yaşandığı, yaşam kalitesini ne kadar etkilediğine bakıldığında, çeşitli psikolojik etkilerin rolü olduğunu görmekteyiz. Stres ve değişen koşullara uyum mekanizmaları, kişilik özellikleri veya eşlik eden psikiyatrik rahatsızlıklar reflünün klinik görünümünü etkilemektedirler.

Bir semptom, kişinin bir uyaranı nasıl algıladığı ve yorumladığının ifadesidir. Bu nedenle reflü semptomları ve semptomların algılanan şiddeti, mide muhteviyatının basitçe yemek borusuna patolojik olarak geri kaçışından daha fazla şey ifade eder. Gündelik uygulamada reflünün endoskobik şiddeti (pHmetre ile ölçümlenen asit düzeyleri) ile hastaların semptomları yaşamaları ve yaşam kalitesi kaybı arasında önemli farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Mevcut çalışmalar reflü ile ilişkili semptomları olan hastaların % 60’a varan bir kısmının stres koşulları altında yakınmalarında artış olduğunu belirttiklerini göstermektedir.

Deneysel olarak oluşturulan zihinsel stresin asit salgılanmasını nasıl etkilediği ile ilgili yapılan araştırmalarda sabırsız, titiz, mükemmeliyetçi kişilik özellikleri sergileyen kişilerde asit düzeyinde anlamlı yükselmeler saptanırken, daha ılımlı kişilerde asit değerlerinde artış görülmemiştir. Stresin asit salgılanmasını yalnızca sınırlı şekilde uyardığı sonucuna varılmış, ancak psikolojik unsurların midenin hareketliliği ve asit salgılanmasını etkileyebildiği görülmüştür.

Strese duyarlı kişilerde günün saatine bağlı olarak da yakınmalar farklılık göstermekte, % 90 kadarında semptomlar gündüz yaşanmakta, günlük stresin azaldığı veya ortadan kalktığı akşam saatlerinde, yakınmalar da azalmakta veya ortadan kalkmaktadır. Kaygının algılanması veya strese maruz kalma hissedilen semptomların şiddetinin yorumlanmasını açıkça etkilemektedir. Reflüye karşı ilaçlar kullanmakta olan hastalar, ilaçlar fizyolojik olarak başarılı olsa dahi, stres altında iken reflü semptomları yaşar gibi hissedebilmektedirler. Semptom şiddeti önemli yaşam olayları ile ilişkili görünmektedir.

Hastalık seyrinde daha fazla iyileşme sağlamak için, tıbbi tedaviye ek olarak davranış değişikliklerine de gidilmesi gerekir. Günlük alışkanlıklarda davranışsal önlemlere gidilmesi her zaman için çok kolay olmayıp, kişi kalıp davranışların tek başına farkına varamaya bilir de. Bazen bu alışkanlıkların yıkılması için uygun psikolojik müdahalelerde bulunulması gerekebileceği bilinmektedir. Tedavi seçeneğinden bağımsız olarak, hastanın tedaviye bakışı ve beklentileri tedaviye uyum ve dolayısıyla tedavinin etkinliği konusunda önemli rol oynamaktadır. Tedavi beklentilerinin gerçekçi bir zemine oturtulması için yeterli bilgilendirmenin sağlanması gerekir.

Reflü semptomları psikolojik sıkıntıları bulunan kişiler tarafından daha sık olarak dile getirilmektedir. Bunların başında depresyon ve panik bozukluk gelmektedir. Psikolojik sıkıntıları olan kişiler, genel olarak daha düşük bir ağrı eşiğine sahip olmakta, normal zamanda yaşamlarını çok da etkilemeyecek düzeydeki semptomları sıkıntılı, stresli, mutsuz oldukları dönemlerde daha şiddetli ve rahatsız edici olarak algılamakta ve dolayısıyla yaşam kalitelerinde daha fazla düşüş yaşamaktadırlar. Bu uygulanan tedaviye uyum ve tedaviden memnuniyet düzeyini de olumsuz etkilemektedir. Beklentinin gerçekçi konmaması, ilaç veya ameliyat sonrasında artık hiçbir şikayet kalmayacağı beklentisi, gerçekle bağdaşmayınca, hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Bu tabloya neden olabilecek psikolojik sıkıntıların belirlenmesi ve uygun şekilde tedavisi hem genel yaşam kalitesinin artması, hem de tedavi sonuçlarının daha tatminkar olması açısından önem taşımaktadır.

Sonuç olarak psikiyatrik rahatsızlıkları bulunan reflü hastalarında, reflünün tıbbi veya cerrahi tedavisinden daha iyi sonuçlar elde edebilmek için, eşlik eden psikolojik unsurlar iyi değerlendirilmeli ve gerekli psikolojik destek veya tedaviler zamanında devreye sokulmalıdır. Yüksek kaygı düzeyinin asgariye indirilebilmesinde hastalık, oluşum nedenleri, seyri, tedavisi ve beklenen sonuçlar hakkında tatminkar bilgi edinilmesi, bu kaygı artışı ve duygulanımdaki çökkünlüğe neden olabilecek diğer psikolojik ve sosyal faktörler ve olası psikiyatrik rahatsızlıkların da ortaya konarak, gerekli tedavi ve desteklerin sağlanması büyük önem taşımaktadır.