Evlilik Terapisi

Evlilikle ilgili 70’li, 80’li yıllarda hatta günümüzde gördüğümüz filmleri anımsıyor musunuz? Filmin tümü iki insanın birbirlerine duygularını dile getirme zorluklarıyla geçer ve evlendiklerinde film biter. Buradaki mesaj şudur: Evlenirsiniz ve “hiçbir çaba harcamadan” ömür boyu mutlu yaşarsınız. Ne büyük masal!

Son yıllardaki boşanmalardaki artış dikkati çekmektedir. A.B.D.’de %50-%68 arasında değişen boşanma oranları bildirilmektedir. Yani her iki evlilikten biri yada üç evlilikten ikisi boşanmayla sonuçlanmaktadır. Ülkemizde de büyük şehirlerde ve yüksek sosyoekonomik grupta boşanma oranları gittikçe artmaktadır. Ayrıca boşanan ve ayrılan kişilerde ölüm olasılığı boşanmayan ve ayrılmayanlara göre kadınlarda 2, erkeklerde 3 kat fazla olmakta; bu kişilerde ölüm ise diğerlerine göre daha genç yaşta olmaktadır. A.B.D.’de eşlerinden ayrılan kadınların %75’i, erkeklerin %80’i tekrar evlenmektedir.

Gerçekte insanların arasındaki ilişkiler yasallaşmadan önce başlar ve yasal olarak sona erdirilmelerinden önce iflas eder. Hangi cinsin eşini daha sık terk ettiği sık sorulur. Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Eşlerden hangisinin boşanma işlemlerini başlatacağını çoğunlukla yasalar ve adetler dikte etmektedir. Ama eşlerden hangisinin duygusal, bedensel ve yasal ayrılığa çanak tuttuğunu ölçmek zordur. Tartışmalar sona erip, gözyaşları da kuruyunca bazen ilgili taraflar bile kimin kimi terk ettiğini bilemez. Ama kesin olan bir şey vardır ki o da boşanan kişilerin büyük bir kısmının tekrar evlendikleridir. Belki de tüm hayal kırıcı ve katastrofik sonuçlarına karşın “evlilik halen dünyanın en büyük gönüllü organizasyonu” olmaya devam etmektedir.

Evlilik, çifte sosyal bir statü belirleyen, ailelerini, geçmişlerini, sosyal durumlarını, hayallerini kapsayan kollektif bir yapıdır. Evlilik, çiftin interaktif yaptığı bir resimdir. Herkes bir çizgi çizer ve sonuçta ortaya sadece iki kişinin bildiği bir resim çıkar. O resim iki iç dünyanın birlikteliğidir. O resmin tarihi, dili, esprisi ve esrarı onlarda saklıdır. Evet evlilik mahremdir ancak suçlu-suçsuz, ahlaklı-ahlaksız, haklı-haksız, aldatan-aldatılan, doğru-yanlış yoktur. Mağduriyet karşılıklıdır. İlişki başrolde bir erkek ve bir kadının oynadığı bir oyundur. İlişki duyguyla beslenir. Duyguysa aksiyonu belirler. Çekirdek aile, iletişim duygu paylaşımı ve güçler dengesi üzerine kurulur.

Evliliklerde, belli aralıklarla kafa karıştıran, huzursuz eden dönemler yaşanabilir. İşlevselliği yüksek aileler, kriz durumunda değişiklik yapabilirler ve bu dönemlerden güçlenerek çıkarlar. Ancak bazı çiftler bu döneme takılıp kalabilirler. Klasik olarak kabul edilen kriz dönemleri evliliği ilk yıllarındaki uyum zorluklarından, ebeveynlerden ayrışma güçlüğüne, çocuğun aileye katılmasıyla çift olmaktan anne-baba olmaya geçiş güçlüklerine, cinsel işlev bozukluklarına, evlilik dışı ilişkilere, çocukların evden ayrılışıyla çift olmaya geri dönüş güçlüklerine kadar uzatılabilir. Aileler parmak izi gibidir, işleyiş biçimleri, kritik dönemleri benzer gibi gözükürken, sorunları çözüş ve çözemeyiş biçimleri tamamen kendilerine özgüdür.

Her ilişkinin bir problem çözme şekli vardır. Eğer bu başarısız olduysa ve kendini yineliyorsa, ilişkiye hakim olduysa, boşanma lafları havada uçuşuyorsa, psikiyatrik sıkıntılar (depresyon, panik atak, alkol kötüye kullanımı v.b.) tabloya eklendiyse dışarıdan profesyonel yardım alınmalıdır.

Evlilik terapisi, çiftin kendi başına etkin bir şekilde çözemediği problem ve çatışmaları terapist ile beraber çözmelerini amaçlar. Hedef kendilerinin ve eşlerinin duygu ve düşüncelerini daha iyi anlamak, ve problemi kişilerden ayırıp ilişki sistemine çekmek, çiftin aynı tarafa geçip kendi ilişki sistemleri için çalışmasını sağlamaktır. İnsanlar birbirlerine değil ilişkiye bir şey yaptıklarını anlarlarsa aynı tarafa geçebilirler. Evlilik, karşı taraflarda değil aynı tarafta olmaktır. Evlilik terapisti, ilişkide “niçin” sorusundan önce “ne” sorusunu sorar ve çiftinde ilişkisini böyle değerlendirmesini hedefler. “İlişkide bunlar niçin oluyor?” dan önce “ilişkide ne oluyor?” sorusuna cevap arar. Terapist, öncelikle krize müdahale eder, kriz kontrol edildikten sonra çift ile birlikte ilişkilerini çalışır. Evlilik terapisti olarak, biz “şimdi ve burada” yı çok önemsiyoruz. Problem olarak tanımlanan durumun altta yatan nedenleri ve geçmiş öyküsü reddedilemez ancak çözüm stratejileri hep “şimdi ve burada” “ya aittir ve bizim genellikle ilk hedefimiz çiftin başarısız olan kendi problem çözme döngüsünü kırıp yeniden yapılandırmaktır. Terapi süreci bazen sadece krize müdahale ederek kısa bir sürede sona erdirilirken bazen de görünen problemin altında yatanları çalışmak için daha uzun süre gerekebilir.

Yapılan çalışmalarda en sık belirtilen 12 şikayet belirlenmiştir:

İletişim eksikliği, sürekli tartışma, duygusal doyumsuzluk, cinsel işlev bozuklukları, finansal anlaşmazlıklar, akrabalarla ilgili problemler, evlilik dışı ilişki, çocuklarla ilgili çatışmalar, eşe despotça hükmetme, güven duyulmayan eş, alkolizm ve fiziksel-duygusal şiddet. Bunlar çiftlerin yardım istemesine neden olan şikayetlerin en sık görülenleridir. Ancak altta yatan neden her zaman görünen olmayabilir.

Bize başvuranlar, sadece evliliklerindeki problemleri çözme amacıyla gelen çiftler değiller, boşanmaya karar vermiş ve bu konuda yardım isteyen çiftler de var. Yani “nasıl iyi boşanırız?” sorusuna cevap arıyorlar. Özelikle çocuk sahibi çiftler bu süreçte daha fazla yardım arıyor. Bilinmelidir ki boşanmak evlenmekten daha fazla beceri ister. Bu noktada bir uzman yardımı, boşanmanın taraflarda ve çocuklarında yaratacağı o andaki sıkıntıyı ve gelecekteki hayatlarına olabilecek olumsuz etkilerini de azaltmayı amaçlar.

Bize başvuran çiftlere profesyonel yardım almaya neden olan sorunun ne olduğu sorulduğunda yaklaşık %70-80’ni “artık eskisi gibi konuşamıyoruz, birbirimizle iletişim kuramıyoruz, eşim beni anlamıyor, dinlemiyor” cevabını veriyorlar. Bu çiftlerin pek çoğu tanışarak anlaşarak evlenen, başlangıçta birlikte olmaktan ve konuşmaktan büyük mutluluk duymuş çiftler oluyor. Ne oluyor da aralarındaki iletişim bozuluyor? Bir çift evlenirken her birinin dile getirilmiş, bilinen ancak hiç söz edilmemiş ve bilinçdışı beklentileri vardır. Bireyler evlendiklerinde aslında bu beklentilerin şekillendirdiği sözel olmayan bir kontrat yaparlar. “Şunu, şunu istiyorum, karşılığında şunu vermeye razıyım”. Bu beklentilerinin karşılanmadığını ve ötekinin üzerine düşeni yapmadığını, karşıdakinin değişmesi gerektiğini düşünen kişi ilişkinin en tehlikeli virajına girmiştir. “Bana bunu nasıl söyler”, “Asla böyle şeyler söylememeli” yargılarına saplanıp kaldığımızda kendimizi karşıdakinin değişmesi dışındaki tüm seçeneklerden mahrum ederiz. Ve iletişim kanallarını kapatır ya da öfke ve küskünlükle dolu olan iletişim ile karşıdakini anlamaktan vazgeçeriz. Sağlıklı iletişimin özünü oluşturan kendini anlatma ve karşıdakini anlamadır. Bu yalın ve basittir ama hiç de kolay değildir.

Eş seçimi, farkında olduğumuz ya da olmadığımız pek çok etkenle rastlantı ötesi bir seçimdir. Çiftlerin bireysel ailelerinden getirdikleri genetik, sosyal, davranışsal özellikleri çok önemlidir. Kendine hayranlar, bağımlılıları; kurbanlar saldırganları, kahramanlar günah keçilerini kolay bulur. Aşırı sorumluluk yüklenme, tembelliği; aşırı duygusallık aldırmazlığı kolaylaştırır. Tencere yuvarlanır kapağını bulur. Tamamlayıcılık evliliğin temel öğelerindendir. Ancak bu tamamlayıcılık bireylerin duygu ve beklentilerini karşılayabildiği sürece işlevseldir.

Bu Bilgi Terapi İstanbul Tarafından Hazırlanmıştır.